https://www.renkpsikoloji.com Tue, 19 Nov 2019 19:34:16 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.6.9 https://www.renkpsikoloji.com/wp-content/uploads/2016/02/cropped-Logo2-32x32.png https://www.renkpsikoloji.com 32 32 Öz Denetim ve Bağımlılık https://www.renkpsikoloji.com/oz-denetim-bagimlilik/ https://www.renkpsikoloji.com/oz-denetim-bagimlilik/#respond Tue, 19 Nov 2019 19:34:16 +0000 https://www.renkpsikoloji.com/?p=356 Öz Denetim ve Bağımlılık Bireyin sahip olduğu öz denetim özelliği oto kontrol mekanizması olarak benliğinin bir parçasıdır. Bireyin kendisini kontrol etme, düşünceler ve duyguları üzerinde denetim otoritesine sahip olmasıdır. Kişi kendisi ve yaşadığı dünya arasında ki uyumu bu sayede sağlayabilir. Bulunulan ortam ve koşullara göre bireyin duygu, düşünce ve davranışlarınımevcut koşullara göre uyumlu hale bu...

Öz Denetim ve Bağımlılık yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Öz Denetim ve Bağımlılık

Bireyin sahip olduğu öz denetim özelliği oto kontrol mekanizması olarak benliğinin bir parçasıdır. Bireyin kendisini kontrol etme, düşünceler ve duyguları üzerinde denetim otoritesine sahip olmasıdır. Kişi kendisi ve yaşadığı dünya arasında ki uyumu bu sayede sağlayabilir. Bulunulan ortam ve koşullara göre bireyin duygu, düşünce ve davranışlarınımevcut koşullara göre uyumlu hale bu sayede getirir.
Çocukluktan itibaren yaş ilerledikçe bireyde öz denetim becerisi artış gösterir. Burada bu becerinin gelişimi adına ebeveynlerin desteği önemlidir. Sahip olunan Öz denetimin durumunu belirleyen, kişinin istek ve arzularını erteleyebilme iradesidir. Birey “öz denetimi” sayesinde belirlediği hedefe ulaşmak için kendi davranışlarını yönetebilir. Arzularının kaynağı olan dürtülerine karşı koyarak, isteklerini erteleyebilir.
Çocuklarda ilköğretim öncesi dönemde isteklerini erteleme becerisi gelişimi desteklendiğinde, okulda ve sosyal ilişkilerde daha başarılı oldukları görülmüştür. Haz odaklı isteklerini erteleyebilen çocukların, yetişkinlik dönemlerinde özgüvenleri ve yaşam doyumları yüksek bireyler oldukları belirlenmiştir.

Bağımlılık, bireyin kendini kontrol etme konusunda zafiyet göstermesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Bağımlılık sorunu yaşayan bireylerde; “Öz denetim” gelişimlerini sağlayacak yardımlar almaları durumunda bağımlılıktan kurtulma üzerinde başarı sağlanabilmektedir. . Bireyler sahip oldukları öz denetim özelliklerini geliştirebilme gücüne sahiptirler.

1 – Ulaşılabilir bir hedef oluşturma
Ulaşılabilir ve iyi tanımlanmış bir hedef belirlemek bireyin kendi oto kontrolünü güçlendirmek adına önemli bir ilk adımdır.Örneğin; Akşam yemeğini erken saatte yiyeceğim ve sonrasında atıştırmayı bırakacağım.

2-Kendine inanmak
Hedefe ulaşabilmek adına bireyin kendisine olan inancı o hedefe ulaşmak için önemli bir adımdır. “İç kontrol odağı” oluşturmak ve geliştirmek için önemlidir. Birey bu şekilde kendisini etkileyen olaylar üzerinde kontrolü ve değiştirme gücü olduğunu inancını pekiştirmiş olur. Olayların kontrolünün büyük ölçüde kendi iradesine bağlı olduğuna inan iç odaklı bireyler, dış odaklı bireylere göre hedeflerine ulaşma olasılıkları daha yüksektir. Dış odaklı bireyler, büyük ölçüdeolayları değiştirme güçlerinin kendi ellerinde olmadığına inanırlar. Kişinin kendisine inanması ve iç kontrol odaklı olması özgüven artışı sağlayacaktır. Kendine olan inanç sayesinde hedefe ulaşmak, sonraki hedefler içinde bireyi motive eden bir unsur olacaktır.

3- Hazzı Erteleme Davranışı
Bağımlılık hissedilen nesneye veya davranışa yönelik gerçekleştirme arzusunu ertelemek, geciktirme çabası istek -arzunun şiddetinde düşüş sağlayacaktır. Ayrıca bu geciktirme çabaları bireyin öz denetimini güçlendiren egzersizlerdir.

4-Meditasyon
Günlük meditasyon egzersizleri kişinin bağımlığına karşı göstereceği direnç artışına destek olmaktadır. Anlık dürtülerin emrettiği hazzın karşılanması talepleri yerine; Uzun vadeli büyük kazançlara yönelik odaklanmanın yerine alacak düşünceye ulaşmanın önü açılır. Sonuç olarak dürtüleri harekete geçiren duyguları kontrol etme etkin hale gelecektir. Günlük düzenli yapılacak meditasyon çalışmaları bireyin öz kontrolünde artış sağlayacaktır.

5- Kendini kontrol ve denetim geliştirme
Bireyin öz denetimini destekleme ve gelişiminde başarı günlük pratik yapmaktan geçer. Günlük pratikte bireyin kurtulmak istediği bağımlık haline gelmiş davranışlarının detaylarınıyazması önemlidir. Bağımlılık davranışının nasıl başladığı, bu davranışta elde etmek istediği hazzı ve kendisine yönelik zararlarını açıkça yazılması fayda sağlar.Gün içerisinde bağımlılığa karşıgösterilen dirençlere ait düşünce ve eylemlerinde yazılması gereklidir. Bilinçaltını bağımlılık davranışına karşı ikna etmek adına yazma eylemin en az 30 gün boyunca düzenli gerçekleştirmesi önerilir.

MURAT SÖKER www.renkpsikoloji.com
Kaynak: https://www.searidgealcoholrehab.com/article-bolster-self-control.php

Öz Denetim ve Bağımlılık yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.renkpsikoloji.com/oz-denetim-bagimlilik/feed/ 0
Rasyonel (Akılcı) Düşünce ve Birey https://www.renkpsikoloji.com/rasyonel-akilci-dusunce-ve-birey/ https://www.renkpsikoloji.com/rasyonel-akilci-dusunce-ve-birey/#respond Tue, 19 Nov 2019 19:33:35 +0000 https://www.renkpsikoloji.com/?p=354 Rasyonel (Akılcı) Düşünce ve Birey Rasyonel (akılcı) düşünce nedir? Diye bir soru sorsak… Cevap olarak; Bilimsel temeli olan mantıklı açıklamalar şeklinde ifade ederiz. Yani içerisinde aklımızı kullanmak, düşünme eylemi vardır. Bu çerçeve içerisinde sorgulama, empati kurma, mantıklı olanı bulma ve kabul etme arayışı vardır. Bu eylemle; Dogmatik olan, sorgulanamaz yasaklar ve kuralların dışına çıkılmış olunur....

Rasyonel (Akılcı) Düşünce ve Birey yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Rasyonel (Akılcı) Düşünce ve Birey

Rasyonel (akılcı) düşünce nedir? Diye bir soru sorsak… Cevap olarak; Bilimsel temeli olan mantıklı açıklamalar şeklinde ifade ederiz. Yani içerisinde aklımızı kullanmak, düşünme eylemi vardır. Bu çerçeve içerisinde sorgulama, empati kurma, mantıklı olanı bulma ve kabul etme arayışı vardır. Bu eylemle; Dogmatik olan, sorgulanamaz yasaklar ve kuralların dışına çıkılmış olunur.
Böyle düşünüp davrandığımızda bize ne kazandırır diye sorsak? Aslında çok geniş bir alan, hayatın tümünü kapsayan bir konudur.İnsanlığın ulaşabildiği veya ulaşabileceği refah, huzur, bilim, teknoloji imkanlarınıkapsar. Bu konuda bireysel olarak bir indirgemede bulunursak;Empati yeteneğimizi gelişmesine katkı sağlar. Ulaşmak istediğimiz hedeflere daha çabuk ulaşma olanağını sağlar. Bu nasıl olur? Bir yerde iş ve özel hayatta kişisel manada kaderimize teslim olmamayı öğretir.
Çok güzel anonim bir söz var.“Bulunduğun yerden memnun değilsen, ağaç değilsin yerine değiştir” Burada bulunduğu yerden memnun olmamaya rağmen buna katlanmak kadere boyun eğmek oluyor. Fakat bu durumu değiştirecek mücadele içerisine girmek ise akılcı düşüncenin sonucudur. Evren bu konuda birey nasıl karar vermişse, önüne o boyutta fırsatlar sunar. Psikoloji de “kendini gerçekleştiren kehanet” olarak bu durum ifade edilir.
Bunlar, güzelde gerçek hayat öyle değil diyenler olabilir. Her birey farklı mizaçlara sahiptir.Bireyin kişisel manifestosunu yazabilmesi yine rasyonel düşünceden geçer. Bu konuda yeni bir başlangıç yapmak isteyenler içintemel bir önerim olacak.
Başlangıç adımı olarak; Elimize bir sayfa beyaz kağıt ve kalem alıp, kağıdı dört bölüme ayırarak başlayabilirsiniz. Birinci bölüme kendimiz ile ilgili hedef veya hedeflerimiz, İkinci bölüme ise bulunduğumuz nokta, üçüncü bölüme olumlu yanlarımız ve dördüncü bölüme ise olumsuz yanlar yazılmalıdır. Bu kağıtta yazılanları, daha sonra belli aralıklarla tekrar gözden geçirerek durum tespitlerine devam edilir. Bu kağıt üzerinde yazılan hedefler kişinin bu hayatta ki “anlam arayışı” ifadeleridir. Çabuk ulaşılabilecek hedeflere kısa sürede ulaşmak kişiyi motive eder. Daha büyük hedefler için gerekli enerjiyi sağlar.
Neden bunları yazıyoruz? Bir işe başlamadan önce, durum tespiti yapmak olumlu sonuçları hızlandıracaktır. Kendi duygularımızı daha iyi tanımayı ve farkında olmayı artıracaktır. Anı yaşarken, an odaklı olmak ve kendi duygularımızın farkında olmayı geliştirir. Empati yeteneğimizin gelişmesi ile karşımızdaki kişinin duygularını daha iyi anlayabiliriz. Bireysel otokontrol yetilerimizin gelişimine büyük fayda sağlar. Bu sayede hedefe ulaşmak adına bizi engelleyen olumsuz duygu, dürtüselyanlarımızı yönetebiliriz. Beynimizin entelektüel faaliyetlerini yürüten frontal korteksin aktif kullanımı ile bunu sağlamış oluruz. Bireylerde tembellik veya başarısızlık korkusunu yaşatan beyin amigdala kısmının etkisini bu şekilde zayıflatmış oluruz.
Bu konuda bir kitap önerim olacak; Victor Frankl, İnsanın Anlam ArayışıV. Frankl (1905-1997), Hitler kamplarında uzun süre tutsak kalmış bir bilim adamıdır. Çevresinde ki herkes hayatını kaybederken o yaşama tutuna bilmiştir. Onu hayatta tutan şeyin kitabına verdiği isime borçlu olduğunu ifade eder.

MURAT SÖKERwww.renkpsikoloji.com

Rasyonel (Akılcı) Düşünce ve Birey yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.renkpsikoloji.com/rasyonel-akilci-dusunce-ve-birey/feed/ 0
Stres Kontrolü https://www.renkpsikoloji.com/stres-kontrolu/ https://www.renkpsikoloji.com/stres-kontrolu/#respond Tue, 19 Nov 2019 19:31:43 +0000 https://www.renkpsikoloji.com/?p=350 STRES KONTROLÜ Stres, bedenimizin dışardan gelen bir etkiye verdiği savunma içeren doğal tepkisidir. Stres oluşumu, beyninAmigdala bölgesinin verdiği savaş veya kaç tepkisi ile ortaya çıkmaktadır.İlk insandan bu yana devrederek gelen, bir refleks davranış şeklidir. Ortaya çıkış şeklinin doğada korumasız olan ilk insanların, vahşi bir hayvanı gördüğü sırada ondan korkması ile gelişim gösterdiğine inanılmaktadır. Günümüzde stres...

Stres Kontrolü yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
STRES KONTROLÜ

Stres, bedenimizin dışardan gelen bir etkiye verdiği savunma içeren doğal tepkisidir.
Stres oluşumu, beyninAmigdala bölgesinin verdiği savaş veya kaç tepkisi ile ortaya çıkmaktadır.İlk insandan bu yana devrederek gelen, bir refleks davranış şeklidir. Ortaya çıkış şeklinin doğada korumasız olan ilk insanların, vahşi bir hayvanı gördüğü sırada ondan korkması ile gelişim gösterdiğine inanılmaktadır.
Günümüzde stres sözünü duyduğumuzda hemen zihinde olumsuz bir imaj oluşmaktadır. Stresin varlığını sadece olumsuz bir durum olarak açıklamak yanlış olur.Bireylerin ve toplumların gelişmesinde önemli bir etken olmuştur.Bireyler zor durumda kaldıklarında daha yaratıcı duruma geldikleri bilinen bir davranış şeklidir.Bu durumda kişinin bir rakibinin olması bu rakibin yarattığı stres, varlığını sürdürmek adına gelişim fırsatıdır. Bireyin yaşadığıbir problemin stres etkisinden kurtulmak için göstereceği çaba ile ulaştığı gelişmeler stresin olumlu yanları olarak örnek verebiliriz.
Sürekli olarak birey kendisine yönelik davranışların etkisi ile stres’ e giriyorsa burada; Birazda kişinin olayları algılayış biçiminin de sorgulaması gerekiyor. Mükemmeliyetçi bir kişilik özelliği varsa bu durum daha çok stres yaşanmasına neden olabilir. Mükemmeliyetçilikte; Herkesi mutlu etmeye çalışan bir durum içerisinde olma davranışı doğal hale gelir. Her şeyi siyah veya beyaz olarak iki uçlu şekilde değerlendirir durumda olunur. Karşı tarafın davranış ve yaklaşımları ile ilgili “–meli, – malı” şeklinde biten kalıp düşünceler vardır. Bu düşünce kalıplarına göre değerlendirmeler yapılır. Ortamın kontrolünün sağlanma arzusu herşeyin üstündedir. Bu açıdan “anı yaşama” kaçırılır. Stres ile birlikte nefes alış verişler hızlanır. Kan basıncı artar, kaslarda gerginlikler oluşur.
Oysa ki herkesi memnun etmekimkansızdır, diğerlerini memnun etme gayretinde olunsa bile diğer insanlar böyle düşünmezler. Hayatta her şey ya siyah ya beyaz değildir. Daha orta bölgede yer alan gri renk tonundadır diyebiliriz. Bulunulan ortamlarda herşeyi kontrol etme arzusu mutsuzluk sebebidir.
Tüm bu yanları yöneten yanlar ise; İç dünyada ki neşeli çocuğa sırt dönülerek herşeye eleştirel ve ciddi bir yetişkin yanın istekleridir.Yada üzgün ve kırılgan bir çocuğun alıngan yaklaşımlarıdır.İçimizde ki mutlu çocuk ve sorumluluk sahibi ebeveyn yanı ortak hareket ettiğini mutlu anları daha çok yaşama imkanı olacaktır. Bu iki yanımızı yöneten ise bilişsel psikolojinin kurucusu AaronBeck’ in kuramı olarak;bilinçaltında kayıtlı üç temel inanca dayanmaktadır. Üç temel inanç; Ben yeterliyim, Ben Değerliyim ve Ben Seviliyorum olarak açıklanmıştır. Bu temel inançların olumsuz kayıt oluşumunda ise yukarıda ifade edilen “olumsuz iç dünyadaki çocuk yanları” ortaya çıkmaktadır.

Stres karışışında bizim algılama bicimizi değiştirecek iki uygulama ile bu durumlar ile başa çıkabiliriz.
1-) Bir ortamda sizi rahatsız eden bir konuşmamı geçti, bedeninizde stres etiklerini hissetmeye mi başladınız? “Bu sözlere ben gülerim” diyerek gülebildiğiniz kadar gülmeye başlayın. Stresin bedeninizde ki etkisinin azalarak gittiğini fark edeceksiniz.
2-) Nefes alış ve verişlerinizi takip etmeye başlayın. Bir saniyede aldığınız nefesi karnınızda doldurun ve aldığınız bu nefesi iki saniyede yavaşça verin. Bu uygulamayı on kez tekrar edin. Tüm bireyler bebekliğinden itibaren diyafram karın bölgesinden nefes alıp vermeye başlar. Daha sonra birçok kişi bu bölgeden nefes alış verişini unutur. Yavaş alınan nefes hemen verilmeye başlanır. Bu durum ile ilgili farkındalığı kazanıp bebeklik haline dönen stres etkisini azaltmayı başarabilmektedir.
MURAT SÖKER
www.renkpsikoloji.com

Stres Kontrolü yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.renkpsikoloji.com/stres-kontrolu/feed/ 0
Uçak Korkusu https://www.renkpsikoloji.com/ucak-korkusu/ https://www.renkpsikoloji.com/ucak-korkusu/#respond Wed, 10 Aug 2016 08:39:09 +0000 http://www.renkpsikoloji.com/?p=300 Uçak Korkusu İlk defa bir uçak yolculuğu söz konusu olduğunda, nasıl bir duygu yaşanacağı kestirilemediği için; kişide bir miktar kontrol edilebilir düzeyde korku yaşanabilir. Fakat uçağa binme ile ilgili oluşan korku kişinin yaşam kalitesini ciddi oranda etkiliyorsa; bu durumda uçuşfobisinden bahsedilebilir.Kişide, uçağa biniş gününden günlerce önce gergin ve endişeli bir ruh hali oluşmuşsa, uçağa binişinde...

Uçak Korkusu yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Uçak Korkusu
İlk defa bir uçak yolculuğu söz konusu olduğunda, nasıl bir duygu yaşanacağı kestirilemediği için; kişide bir miktar kontrol edilebilir düzeyde korku yaşanabilir. Fakat uçağa binme ile ilgili oluşan korku kişinin yaşam kalitesini ciddi oranda etkiliyorsa; bu durumda uçuşfobisinden bahsedilebilir.Kişide, uçağa biniş gününden günlerce önce gergin ve endişeli bir ruh hali oluşmuşsa, uçağa binişinde aşırı tedirginlik varsa;uçuşfobisinin belirtileri olarak değerlendirilir. Kişinin yaşadığı korkuya; terleme, nabız atışlarında artış, kalbin hızlı atması, göğüste sıkışma, sürekli tetikte olma hali gibi bazı fiziksel tepkilerde eşlik edebilir. Tüm bu olumsuz duygulanımlarartış göstererek uçakla ilgili her şeyi kapsayan yoğun bir endişe durumuna doğru ilerleyebilir. Bazen de uçak içerisinde bir panik yaşanması ve hemen uçaktan aşağı inerek rahatlama arzusu şeklinde yaşanabilir. Fobilerin genel bir özelliği olarak, korku duyulan eylemlere yönelik kaçınma ve ertelemelere neden olmaktadır. Bundan dolayı uçuş fobisi olan kişide;uçağa binmeye yöneliksürekli bir kaçınma davranışı içerisinde olacaktır.
Uçuş fobisi, toplumun her kesiminden bireylerde görülebilir. Genel olarak görülme sıklığı ise, kişilik özellikleri içerisinde; mükemmeliyetçi, titiz, kontrolcü yapıdaözellikleresahip kişilerde daha yaygın olarak görülmektedir.

Uçak Korkusunun Nedeni?
Uçuş fobisinin oluşmasına, birçok etken sebep olabilmektedir. İçinde bulunulan uçağın düşme riski atlatması ile oluşmuş olabilir. Fobi yaşayan bireyin kapalı bir ortamda kalmaya yönelik aşırı değer verilmiş bir korkusu bulunabilir. Kişinin çocukluk döneminde maruz kaldığı olumsuzyaşam deneyimleri etken olabilir. Bazen de uçağın; zihinde bazı olumsuz yaşam deneyimleri ile çarpıtılarak ilişkilendirilmesifobi oluşumuna katkı sağlayan nedenler olarak sayılabilir.

Uçak Korkusunu Nasıl Yenebilirim?
Fobinin yaşattığı olumsuz duyguların üstesinden gelinememesi; sakinleşme sağlanamaması, bedenin otonom olarak verdiği tepkilerin kontrol edilememesi yaşanabilmektedir. Tüm bunlar;geçmişte yaşanılmış ve çözüme kavuşturulamamış yaşam deneyimlerinden kaynaklanmaktadır. Ortaya çıkan tepkiler kişinin bu konuda çözüm bulması adına bedenin bireye gönderdiği bir mesajdır.
Uygulamasını yaptığımız; “EFT” ve “TAT” enerji terapisi ile fobilerin oluşumuna neden olan zihindeki olumsuz kayıtlar, yeniden doğru bir şekilde kodlanmaktadır. Uygulanan terapi ile fobilerden kurtulmak adına çok hızlı ve başarılı bir sonuç alınmaktadır.

Uçak Korkusu yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.renkpsikoloji.com/ucak-korkusu/feed/ 0
Ben Dili https://www.renkpsikoloji.com/ben-dili/ https://www.renkpsikoloji.com/ben-dili/#respond Fri, 01 Apr 2016 12:09:13 +0000 http://www.renkpsikoloji.com/?p=239 Etkili İletişim Sağlamak İçin;“Ben dili” İletişim nedir? Kişiler arasında, sözlü veya sözsüz mesajların aktarımıdır. İçeriğinde duygu ve düşüncelerin paylaşımı vardır. Sadece konuşarakkarşıdaki kişiyle iletişime girilmiş olunmaz. Beden dili ile yapılan ifadeler de iletişim içeriğini oluşturur. Her insan çevresi tarafından en iyi şekilde anlaşılmayı bekler. Kişinin çevresi tarafından anlaşılabilmesi, yine kendisi sayesinde olacaktır. Bireyin kendisini ifade...

Ben Dili yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Etkili İletişim Sağlamak İçin;“Ben dili”

İletişim nedir?

Kişiler arasında, sözlü veya sözsüz mesajların aktarımıdır. İçeriğinde duygu ve düşüncelerin paylaşımı vardır. Sadece konuşarakkarşıdaki kişiyle iletişime girilmiş olunmaz. Beden dili ile yapılan ifadeler de iletişim içeriğini oluşturur.

Her insan çevresi tarafından en iyi şekilde anlaşılmayı bekler. Kişinin çevresi tarafından anlaşılabilmesi, yine kendisi sayesinde olacaktır. Bireyin kendisini ifade edebilmek adına kurduğu iletişimin şekli; yani kullandığı “iletişim dili” oldukça önemlidir. Bu açıdan kişilerarasında sevgi ve saygıya dayalı iletişim tarzı olarak “ben dili” ile iletişim ön plana çıkmaktadır. Bu tipte bir iletişim şeklini benimseyerek gerçekleştiren bireylerin verimli ve sağlıklı iletişim içerisinde olduklarını çevrenizde gözlemleyebilirsiniz.

 “Ben dili ve Sen dili” ne demektir?

Bireylerin diğer kişilerle olan iletişimlerinde karşılaştıkları davranış ve durum karşısında verdikleri tepkiyi içerir. Ben dili; bireyin kendisine yönelik mesajlar karşısında hissettiği duygu ve düşünce biçimlerini kendisini merkez alarak ifade etmesidir. Kişinin “Bendili” kullanarak yaptığı anlatımda karşı tarafı incitmeden, kendisine ait duygu ve düşünceleri ifade etmesi mümkündür.

Ben dili kullanımında, birey duygu ve düşüncelerini iyi bir şekilde ifade eder. Karşı tarafa yönelik eleştirel yaklaşımlarda bile kişiyi kırmadan iletişim sağlanır.Ben dili kullanılırken, mümkün olduğunca sakin bir ruh hali içerisinde duyguların ifade edilmesi önemlidir. Öfke, heyecanv.b. olumsuz duygular içerisinde, kurulan iletişimlerde ben dili farkındalığı içerisinde olunamaz.Duygular kontrol edebildiği sürece, ben dili farkındalığı ile iletişimsağlanır.

“Ben Dili” içeriğinin özellikleri:

  1. Ben dili ile olan iletişim içeriği, “Karşı tarafısavunmaya itmez.”
  2. Söylenenler kişiyi eleştirmeye değil, davranışı eleştirmeye yöneliktir. “Suçluluk hissettirmez.”İletişim içeriği karşı tarafın benliğine yönelik saldırı içermez.
  3. Karşı tarafa, hissedilenler net olarak aktarılır. “Duygunun sebebi anlaşıldığı için iletişim sağlıklı olur.”
  4. Ben dili kullanımı; karşı tarafın, kendisini sizin yerinize koyarak düşünmesini sağlar.“Ben iletisi alan kişi empati kurar.”

5.Samimi ve dostça ilişkiler kurulmasına destekler. “Yakınlaşmayı sağlar.”

  1. İki taraf arasındaki, ihtilafların çözümüne katkı sağlar.“Anlaşmazlıkları azaltır.”
  2. Ben dili kullanarak olan iletişimlerde birey duygu ve düşüncelerini en iyi şekilde ifade eder. “Konuşan kişiyi rahatlatır.”

Sen dili ile iletişim; karşılıklı iki taraf için kazananın olmadığı bir iletişimtarzını içerir. İletişimde, suçlama içeren olumsuz içerik vardır.Suçlama ile birlikte karşı tarafın kendisini savunmaya geçmesi de kaçınılmaz olacaktır. Savunma durumunda ise mesajlar anlaşılamayacak ve tartışma doğacaktır.
“SenDili” içeriğinin özellikleri:

1. Sen dili, içeriğinde, karşı tarafa yönelik suçlayıcı ifadeler olur.“Suçlayıcıdır.”

  1. Hedefe alınarak söylenenler, karşı tarafın kişiliğine yönelik saldırı içerir.“Davranıştan çok kişiliğe yöneliktir.”
  2. Olumsuz içeriğe sahip ifadeler karşı tarafın anlamasını engelleyecektir. “Kişiye anlaşılmadığını hissettirir.”
  3. Diğer kişinin, sizinle olan iletişim arzusunu zedeler. “Yeniden konuşma isteğini engeller.”
  4. Tepkiye neden olan asıl duruma yönelik odaklanmaktan uzaklaştırır. “Neye kızıldığının anlaşılmamasına neden olur.”
  5. Sen dili, kullanan kişinin çevresindekileri üzmesine neden olur.“Kişiyi incitir, kırar.”
  6. Sen dili, iletişiminde kaçınılmaz sonuç karşı tarafı savunmaya geçirmesidir. “Direnç yaratır, savunucu iletişime sebep olur. İletişiminin özelliği değişir. İçerik düzeyinden, ilişki düzeyine geçilmesine neden olur. İki taraf arasında bir ilişki savaşı ortaya çıkar.Galibiyet ve üstünlük hedeflenen bir durum söz konusu olur.”

    SEN ve BEN diline örnek vermek gerekirse;
    …………..
    —‘Sen’ dili:
    Sen yanlışsın! Sürekli hatalı davranıyorsun!
    —‘Ben’ dili:
    Senin bu yaklaşımın beni kırıyor, üzülüyorum!

…………….
—“Sen” dili:
Çok aceleci ve duyarsızsın! Ben ne zaman konuşmaya başlasam sözümü kesiyorsun!
—“Ben”dili:
Seninle konuşurken, bir şey anlatmaya başlayıp fakat bir türlü lafın sonunu getiremediğim de kendimi çok kötü hissediyorum.

Ben Dili kullanarak kurulan iletişimde:

  • Ben merkezinde kalarak, kurulan bir iletişim.
  • İki tarafta anlaşıldığını hissederek, rahatlar.
  • Duygu ve düşünceler samimi ve dostça ifade edilir.
  • İletişimin kalitesi artar, zevk alınan bir iletişim sürer.
  • Sorunlar çözümüne kavuşturulur.
  • Karşılıklı olumlu etkileşim içeriği, değer verildiği hissedilir ve hissettirilir.

Ben Dili yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.renkpsikoloji.com/ben-dili/feed/ 0
Tükenmişlik Sendromu https://www.renkpsikoloji.com/tukenmislik-sendromu/ https://www.renkpsikoloji.com/tukenmislik-sendromu/#respond Fri, 04 Mar 2016 10:28:31 +0000 http://www.renkpsikoloji.com/?p=226   Tükenmişlik Sendromu Nedir? Şehir hayatının yoğun çalışma temposu ile birlikte; bireylerin çalışma ortamlarında kendilerini ümitsiz bir ruh hali içerisinde, yorgun, bitkin, isteksiz, sürekli öfkeli ve işlerine yönelik aidiyet duygusu yoksunluğu içerisinde hissetmeleri tükenmişlik sendromunun işaretleri olarak ifade edebiliriz. Tükenmişlik Sendromu(burnout)üzerine çalışmaları olan Dr. Christina Maslach, tükenmişliği; duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarıda düşme şeklinde...

Tükenmişlik Sendromu yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
 

Tükenmişlik Sendromu Nedir?

Şehir hayatının yoğun çalışma temposu ile birlikte; bireylerin çalışma ortamlarında kendilerini ümitsiz bir ruh hali içerisinde, yorgun, bitkin, isteksiz, sürekli öfkeli ve işlerine yönelik aidiyet duygusu yoksunluğu içerisinde hissetmeleri tükenmişlik sendromunun işaretleri olarak ifade edebiliriz.

Tükenmişlik Sendromu(burnout)üzerine çalışmaları olan Dr. Christina Maslach, tükenmişliği; duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarıda düşme şeklinde üç etkeni içeren bir sendrom olarak tanımlamıştır. Birinci evrede; bireyde duygusal kaynakların tüketimi, duygusal tükenme yaşanır.Bu aşamada, kişi çalışma isteğini, hevesini tüketir. Hem kendisine hem işine yönelik olumsuz, alaycı, şüpheci bir yaklaşım içerisinde olmaya başlar. İkinci evrede duyarsızlaşma başlar; kişi çevresindeki kişilerle olan ilişkilerini sınırlayarak, adeta çevresi ile arasında duvar örer. Son aşama olan kişisel başarıda düşüş ise; kişi çevresine karşı olan kırıcı ve mesafeli tutumlarını fark eder. Bu davranışlarından pişmanlık duyar. Kendisine yönelik olumsuz değerlendirmelerde bulunarak, suçluluk hisseder. Yetersizlik inancı geliştirir veişinde kendisini yetersiz hissetmeye başlar.

Nasıl gelişir?

Tükenme, aniden gelişen bir durum değildir. Zaman içinde yavaş bir şekilde gelişerek ortaya çıkar.  Kişinin iş, aile, sosyal yaşantılarında olumsuz iletişim içerisinde olmasına neden olur.Sürecin gelişim aşamaları ise; başlangıç aşaması iş ortamındaki ağır iş yükü, aşırı stres, haksızlığa uğradığını düşünmek, kapasitesini aşan yoğun taleplere karşılık vermeye çalışmak önemli etkendir. Zamanla kişinin özel hayatını etkilemesi sonucu sadece iş düşünür durumda olmayı getirir.Bir türlü geçmeyen yorgunluk hissi, bitkinlik ve yoğun bir monotonluk duygusu sık, sık hissedilir. Rutin yapılan işlerin üstesinden gelinemez hale gelinmiştir. Sık sık soğuk algınlığı ve baş ağrıları yaşanır. Diğer fiziksel şikayetlerde bu duruma eşlik eder.Sonraki aşamada ise işe karşı aidiyet duygusunda azalma, ilgisizlik,işe karşı alaycı ve olumsuz bir tutum gelişmeye başlar. Çevresine karşı dışlayıcı yaklaşımları veolumsuz tavırlar içerisinde olur. İş performansında düşme gözlenir.Son aşamada ise kişide çaresizlik, nefret duyguları ve kaçınma davranışları ön plana çıkar. Kişi başkalarından ve kendisinden hoşlanmamaya başlar. Başta hissedilen yorgunluk ağırlaşır ve kişi kendisini sosyal yaşamdan izole edere, kaçınma davranışı başlar. Kişide endişe, huzursuzluk hisleri yoğun yaşanır. Bedende sürekli kas gerginlikleri olur.

Stres ve depresyona göre aralarındaki farklar neler?

Süreçte birey yoğun bir duygusal çöküntü ve enerji düşüklüğü yaşar. Bu durumda kişinin çaresiz ve hareketsiz kalmasına neden olur. Stres yaşayan kişiler ise aceleci, dürtüsel davranışlar ve hareketli yapıları ile öne çıkarlar.

Bireyin yaşadığı depresif ruh hali, depresyon ile karıştırılabilir. Ortak noktaları motivasyoneksikliği, yaşama sevinci kaybı vehayattan zevk alınmamasıdır.Fakat, kişi depresyondayken yaşadığı olumsuz duygular yaşamın genelini kapsarken, tükenmişlik sendromu ise iş ortamı ile ilgilidir. Bulunduğu iş ortamındaki şartlar da değişim sağlandığında kişinin motivasyonu yükselecektir.

Ortak Kişisel Özellikler Neler?

Tükenmişlik sendromu yaşayan bireylerin ortak kişisel özellikleri ise; mükemmellik arayışı içerisinde olmaları, Sorumluluk duygusunun çok yüksek olması, Taleplere karşı hayır diyememek başta gelmektedir. Kişi sahip olduklarını veya başardıklarını görmezden gelerek sürekli ulaşamadığı hedefleridüşünmek ile meşguldür. Oysa ki seçilen hedefler bulunan ortamın gerçekliğindenuzakolduğu için gerçekleşemiyordur.

Tedavi ve Başaçıkma Yöntemleri Neler?

Kişinin iş ve özel yaşam dengesini iyi kurması, işyerinde sağlıklı iletişim içerisinde olmak,duygularını rahatça ifade edebildiği arkadaşları ile sohbet etmek rahatlama sağlayacaktır. Yoğun iş yükü varsa, diğer iş arkadaşları ile paylaşılması, stres ile başa çıkabilme yöntemlerinin öğrenilip, uygulanması önemlidir. Keyif alınan etkinliklere devam edilmesi, tatile çıkmak,spor yapmaksürece olumlu katkı sağlayacaktır.Süreç içerisinde yakınların desteği, anlayışı ve yardımları önemlidir.Psikolojik yardım sayesinde, iş ortamının getirdiği sorunlar ile kişisel problemleri arasındaki farkların görülmesi konusunda farkındalık kazanmak önemli bir aşamadır. Mükemmellik düşüncesi, bazı otomatik düşünceleri de beraberinde getirmektedir. Bu düşünceler ile ilgili farkındalığın yükseltilmesi önemlidir. Bireyin kendi benliği ile ilgili olumsuz inançları olması, beraberinde yaşadığı olumsuz deneyimler iş hayatında bireyin motivasyonunu olumsuz etkileyen sebeplerdir.Kişinin terapi sürecinde sahip olacağı farkındalık motivasyonun yükselmesine önemli fayda sağlayacaktır.

Tükenmişlik Sendromu yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.renkpsikoloji.com/tukenmislik-sendromu/feed/ 0
Mükemmeliyetçilik https://www.renkpsikoloji.com/mukemmeliyetcilik/ https://www.renkpsikoloji.com/mukemmeliyetcilik/#respond Wed, 24 Feb 2016 01:11:37 +0000 http://www.renkpsikoloji.com/?p=180 Mükemmeliyetçilik “İyinin düşmanı, en iyidir”. Voltaire İyinin her zaman,daha iyisi ile alt edilebileceğini ifade eden; bu söz ile mükemmeliyetçidüşünceye de atıfta bulunuluyor.Mükemmeliyetçilik temelli düşünce yapısına sahip bireylerin; kendileri ile ilgili sürekli başarılı ve başarısız olmak adına bitmek, tükenmek bilmez bir iç savaşları vardır.Bu savaşta başarılı olmak adına mükemmeliyetçi kişi; tıpkı satranç tahtasının başında bir sonraki...

Mükemmeliyetçilik yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Mükemmeliyetçilik

“İyinin düşmanı, en iyidir”. Voltaire

İyinin her zaman,daha iyisi ile alt edilebileceğini ifade eden; bu söz ile mükemmeliyetçidüşünceye de atıfta bulunuluyor.Mükemmeliyetçilik temelli düşünce yapısına sahip bireylerin; kendileri ile ilgili sürekli başarılı ve başarısız olmak adına bitmek, tükenmek bilmez bir iç savaşları vardır.Bu savaşta başarılı olmak adına mükemmeliyetçi kişi; tıpkı satranç tahtasının başında bir sonraki hamleyi hesap eder gibi düşünür. Hep gerçekleştirmesi gereken bir sonraki işi düşünür. Bu durumda kişinin bulunduğu anı yaşamasına engeldir. Kişinin bu odaklanması sonucuyaşam doyumu eksik olur.Burada bir soru sormak gerekiyor. Yaşamda ana hedefimiz mutlu olmak mı? Cevap evet ise; daha fazla yaşam doyumu ve daha çok mutlu olabilmek adına kendisini yöneten sert kurallara o mükemmeliyetçi yana yönelik bir içgörü geliştirilmesi gerekir. Gerçekleşen içgörü sayesinde kişi mükemmeliyetçiliğini kontrol etmeye başlayacaktır.

Mükemmeliyetçi olup olmadığımızı aşağıda yer alan sorulara vereceğimiz; evet veya hayır cevapları ile ulaşmak mümkün.

-Her yaptığınız işte; bir eksiklik bulma ve beğenmeme durumu olur mu?

-En iyisini yapmak adına; başlamanız gereken işleri hep bir neden bularakerteler misiniz?

-Mutlaka her yaptığınız işin, %100 iyi bir şekilde olması gerektiğine mi inanırsınız. Bu şekilde olmazsa kendinizi sıradan veya başarısız mı hissedersiniz?

Bu sorulara cevabınız evet ise; bu durumda başarılı olmak adına çaba harcamıyorsunuz.Tüm çabanızın mükemmelliği yakalama yönünde olduğu ortaya çıkmaktadır. Mükemmeliyetçilik, bizi, biz yapan benlik kavramınızın bir parçası olan gerçekçi benliğimiz ile hedeflediğimiz benliğimiz olan, ideal benliğimizin arasında uçurum oluşmasına neden olacak bir bilişsel şemamızdır. Mükemmeliyetçilik düşüncesi; gerçeklerle bağdaşmayan, son derece yüksek beklentiler içeren duygu ve düşünce bileşenlerini kapsar. Mükemmeliyetçilerin her zaman ulaşılması imkansızhedefleri vardır. Sürekli zor ve yüksek hedefler belirlenmesi sonucu oluşan baskıile birlikte artan kaygı nedeniyle başarısızlık yaşanacaktır. Kaygı ve huzursuzluk yaşanması kişinin mutsuz olmasının da nedenidir. Mükemmeliyetçilik, kişinin üretkenliğini ve verimliliğini azaltan bir etkendir. Kişide sürekli bir tatminsizlik olacağı için, elde edilen başarılarönemli kazanımlar içerse dahi kişi, kendi hedefinin altında bir başarı olması sebebiyle buna sevinmez. Kendisini başarısız hisseder. Başarısızlık duygusu ile birlikte kişi kendisine yönelik öfke duyar. Bu durumda yetersizlik temel inancını besleyecektir.Tüm bu olumsuz duygular zamanla kişide anksiyeteve depresyon içeren duygu durum bozukluklarına yol açabilir.

Mükemmeliyetçi nasıl olunur?

Mükemmeliyetçilik çocukluk döneminde öğrenilmektedir. Ebeveynlerin yaklaşımları mükemmeliyetçiliğin oluşmasında önemli bir etkendir. Çocuk evde mükemmeliyetçi olan bir büyüğünü kendisine örnek alarak bunu öğrenebilir. Ya da çocuğa karşı baskıcı, rekabetçi ve başarı odaklı, eleştirel anne, babalarda çocukların mükemmeliyetçi tutumlar geliştirmesine neden olurlar. Sürekli eleştirilen ve hataları vurgulanan çocuklar geliştirdikleri yetersizlik temel inancını üstesinden gelebilmek adına kusursuzluk içerisinde olmaya çalışırlar. Bu şekilde mükemmel davranarak; büyüklerinden gelebilecek eleştirilerden kendilerini koruduklarını inanırlar. Ayrıca hata yapmayarak ailelerinin sevgilerini kazanabileceklerine inancıda bu duruma eşlik eder. Bunların sonucunda bireyde sürekli onaylanma ihtiyacı oluşacaktır. Onaylanma ihtiyacını gidermek adına; çevresinde ki kişileri memnun etmeye çalışır. Çocuğun özgüven tatmini diğer kişilerin değerlendirilmesi üzerinden yürür hale gelir. Bu durumda kişi kendisine yönelik eleştirilere ve düşünce açıklamalarına karşı kırılgan bir ruh hali içerisinde olur ve tahammülsüzlük hisseder. Tüm bu bilişsel çarpıtmalara dayanan düşünceler ile kişi kendisini kurtarmanın yolunun mükemmel olmaktan geçeceğine inandıracaktır. Mükemmellik arayışı içerisinde tıkanılan noktalarda ise kaygı yaşanacaktır.

Mükemmeliyetçi kişilerde görülen otomatik düşünceler;

 

Bireyin kendi iradesi dışında; bilinç düzeyinde aniden otomatik olarak ortaya çıkan, olayları değerlendirilmesine etken olan düşüncelerdir. Çocukluk döneminde oluşmuş ve bilinçte yer edinmişlerdir. Yetişkinlik döneminde karşılaşılan olaylara verilen tepkilerde çocukluk döneminde kodlanmış olan otomatik düşünceler etkili olacaktır.

Başarısızlık korkusu:Herhangi bir eylemde kişi başarısız olursa, bu durumun değerinin olmadığı, anlamına geleceğine inanır. Mükemmellik yoksa ve başarılı değilse birey olarak değersizim temel inancı hep aktiftir. Hatalara tahammül yoktur, hatalar başarısızlık olarak değerlendirilir.

Onaylanmama korkusu:Herhangi bir eylemde, bir hata yapmaları ve bu hatanın başkaları tarafından fark edilmesinden korkarlar. Çünkü hatası fark edildiğinde kabul görmemekten korkar. Mükemmellik sayesinde çevreden gelebilecek eleştiri, onaylanmama ve kabul edilmemekten korunmanın bir çözümü olarak kabul edilir. 

Ya hep ya hiç düşüncesi: Mükemmeliyetçi kişilere göre tüm değerlendirmeler iki farklı uçta olur. Her şey ya siyah yada beyazdır.İkisinin ortası olabileceği ile ilgilenmezler. Mükemmellik içermeyen bir şeyin hiçbir değerinin olmadığına inanılır.

–Meli, -Malı içeren ifadeler: Mükemmeliyetçi kişilerin bakışına göre herşeyinnasıl olması gerektiğine ilişkin bir sürü katı kuralları vardır. Tüm durumlar için belirlenmiş olmalı” – “olmamalı” ; “yapılmalı”- “yapılmamalı” sonu –meli, -malı ile biten kalıplar vardır. Bu kurallara uyulması konusunda beklenti içerisindedirler.  Bu düşünce içerisinde kendi arzu ve ihtiyaçlarını ihmal ederler.

Karşılaştırma: Mükemmeliyetçiler çevresindeki insanların daha az çaba harcayarak ve hatalarına rağmen hep daha başarılı olduklarını düşünürler. Başkaları ile ilgili düşüncesi; başarıya en az gayret, hata ve zorlanma ile en üst noktalara ulaştıkları yönündedir. Kendi çabalarını ve elde ettiği başarıları yeterli görmezler.

Bireyin sahip olduğu, mükemmeliyetçilik düşüncesini kontrol ederek yönetebilmesine yönelik iç görü oluşturmak terapi ile mümkün olacaktır. Terapilerde; bilişsel – davranışçı terapi, şema terapi ve EFT duygusal özgürleşme teknikleri ile iç görü kazandırılabilir.

Mükemmeliyetçilik yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.renkpsikoloji.com/mukemmeliyetcilik/feed/ 0
Öfke ve Öfke Kontrolü https://www.renkpsikoloji.com/ofke-ve-ofke-kontrolu/ https://www.renkpsikoloji.com/ofke-ve-ofke-kontrolu/#respond Wed, 24 Feb 2016 01:11:00 +0000 http://www.renkpsikoloji.com/?p=178 Öfke ve Öfke Kontrolü “Herkes öfkelenebilir. Bu kolaydır. Ne var ki; doğru insana, doğru derecede, doğru zamanda, doğru maksatla ve doğru biçimde öfkelenmek… İşte bu zordur” (ARİSTO, İ.Ö. 384-322). Yukarıdaki söz; insanoğlunun temel bir özelliği olanöfkenin çağlar boyu konuşulan bir durum olduğunu bir kez daha açıklamaktır.Öfke, kişinin engellenmesi yönünde dışarıdan gelen bir eyleme karşı oluşur....

Öfke ve Öfke Kontrolü yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Öfke ve Öfke Kontrolü

“Herkes öfkelenebilir. Bu kolaydır. Ne var ki; doğru insana, doğru derecede, doğru zamanda, doğru maksatla ve doğru biçimde öfkelenmek… İşte bu zordur” (ARİSTO, İ.Ö. 384-322).

Yukarıdaki söz; insanoğlunun temel bir özelliği olanöfkenin çağlar boyu konuşulan bir durum olduğunu bir kez daha açıklamaktır.Öfke, kişinin engellenmesi yönünde dışarıdan gelen bir eyleme karşı oluşur. Kişi, söz konusu eylemi kendisine yönelik bir sınırlama, tehdit, kendisini incitecek hoş olmayan bir yaklaşım olarak algıladığında öfkelenerek duygusal bir tepki verir. Öfke, her insanın olumsuz bir durum karşısında kendini ifade etmek adına ortaya koyabileceği doğal bir tepkidir. Öfke duygusunu yaratan; beynimizin orta kısmında yer alan amigdala bölgesidir. Amigdala,tehlike durumunda savaş veya kaç tepkisi vererek tehditlerden korumak adına kodlanmıştır. Kişi de oluşan öfkede, dışardan gelen uyarana karşı gelişen savaş veya kaç tepkisinin sonucudur. Hayatta kalabilmek, tehlikelere karşı korunabilmek adına gerekli bir duygudur. Öfke bireylerin haksızlıklara karşı durabilmesini ve yaşamlarında bazı değişikliklere gitmeleri adına önemli bir motivasyon güdülemesi olarak rol oynamaktadır. Bu açıdan öfkenin kendisi bir problem değildir. Sadece öfkenin ifade ediliş şekli önemlidir. Öfkemizi çevremizdeki kişilere yönelik zarar verecek bir saldırganlık içinde ortaya koymamız gerekiyor.

Öfke Biçimleri Nelerdir?

Öfkemizin olması son derece doğal ve sağlıklıdır. Burada onu nasıl ifade ettiğimiz önemlidir.

Öfkenin içe yönelmesi: Öfkemizi içe yöneltmek sağlığımız için doğru bir davranış değildir. Öfkesi olmadığını belirten kişilerde öfkenin dışa vurumu pasif bir davranış içeren; küsme ve somurtma tepkileri olmaktadır.

Öfkenin dışa yönelmesi: Öfkemizi dışa yönelttiğimizde de kontrolsüz bir şekilde bu duygusu çevremize yansıtmakta hem kendimizi hem de çevremizi mutsuz eder.

Öfkenin kontrol edilmesi: Burada doğu yaklaşımımız öfkemizi kontrol etmemizdir. Haklılığımızı ortaya koyarken, kendimizi ifade ederken doğru bir iletişim için öfke kontrolü önemli bir unsurdur.

Öfke Nasıl Oluşur?

–Bireyin kendisini var eden özelliklerine yönelik saygısızlık olarak nitelendirilen davranışlar. Kişinin; düşüncelerine, duygularına, inançlarına, ihtiyaçlarına yönelik dışardan gelen olumsuz tutumlar.

-Kişinin varlığına, değerli bulduğu öğelere ve yaşam tarzına yönelik dışarıdan gelen bir uyaran ile kışkırtıldığında, bir tehdit algısı oluştuğunda öfke oluşur.

-Haksızlığa uğranıldığı düşündüğü durumlarda, başkalarının saldırgan yaklaşımları karşısında karşı koymak için öfke oluşur.

-Yaşam rutinini etkileyecek düzeyde yaşamsal değişikliklerde hissettiğimiz stress bizi öfkeli hale getirir.

-Beklentilerimizin tersi durumlar yaşamamızın bizde yarattığı hayal kırıklıkları ve kendimizi ifade etmekte eksik kaldığımız zamanlarda öfkeleniriz.

Öfkenin Yarattığı Bedensel Tepkiler

Öfke, duruma ve kişiye göre farklı yoğunluklarda deneyimlenen bir duygudur.

Bu duyguyu ifade ederken vücudumuzda fizyolojik ve biyolojik bir takım değişiklikler olur.

Dışardan gelen uyaran ile duygu değişir. Aşırı stressve gerginlik hissedilir. Adrenalin ve kortizol salgısı başlar. Kan basıncı yükselir. Kalp atışları hızlanır. Nefes alıp verme sıklaşır.

Öfke ve Özgüven Eksikliği İlişkisi

Bireylerin çocukluk dönemlerinde ebeveynleri tarafından kısıtlanmaları, eleştirilmeleri benlik gelişimini olumsuz etkilemektedir. Bu tip davranışlara maruz kalan kişiler özgüven eksikliği yaşayabilmektedirler. Özgüven eksikliği, kişinin kendisini ifade etmekte zorlanmasına vestres ve öfke duygularını yoğun bir şekilde yaşamasına neden olmaktadır.

Öfke ile Baş Etmek için Öneriler

Öfke uyandıran bir durum karşısında; öfke patlaması veya susarak kabullenmek yerine kendimizi ifade etmeye yarayacak bazı yöntemler kullanılabilir.

-Bizi öfkelendiren nedir? Burada kaynağı bulmaya çalışmamız gerekiyor. Neden ve Kime karşı öfkeliyim? sorularını yanıtlamamız gerekiyor. Bu şekilde öfkemizi yanlış kişiye yansıtmamak adına önlemde almış oluruz.

-Bir durum değerlendirmesi yapmak uygun olacaktır. Sahip olduğumuz hakları ve sınırları belirlemek gerekiyor.

-Öfke duyduğumuz kişiyle konuşmak için uygun zaman ve yer seçimi önemlidir.

-Haklılığımızı en iyi şekilde ifade edebilmek, öfkemizi ortaya koyuş şeklimize bağlıdır.

*Mümkün olduğunca sakin bir ruh hali içerisinde olmak gerekiyor. Sakinliği sağlamak için nefes egzersizleri ve güvenli alan imgeleme çalışması yapılabilir. Ses tonumuz yüksek bir şekilde verilen mesajlar karşı tarafın bizi doğru şekilde anlamasına engel olacaktır. Bu durumda karışınızda ki kişi ile ilişkinin kopmasına neden olacaktır. Doğru bir yaklaşım için yapıcı bir yaklaşım içinde olmak önemlidir.

*Anlayabilmek için, “Önce Dinlemek” gerekiyor. Karşı tarafın söylediklerini değerlendirmeye almadan ne cevap vereceğimizi düşünmeden; önce anlamak için dinlememiz gerekiyor.

*Bir an için, kendi varlığımızın herşeyin dışında olduğunu düşünelim. Yaşanan olayı, kişileri, durumları olabildiğince objektif bir yaklaşım ile değerlendirme gayretinde olmayı deneyelim.

*Kendimizi ifade ederken “Ben” dili kullanmamız gerekiyor. Yaşanan olayın kendimiz üzerindeki etkisini en iyi anlatacak ifade ben dili kullanımından geçer.

*Beklentilerimizi, taleplerimizi açık ve net bir şekilde ifade etmek gerekiyor. Konuşurken çözüm odaklı olmak ve karşı tarafında çözüm üretmesine olanak sağlamak gerekiyor.

*Sürdürülen tartışma sonuçlanırken, “kazan-kazan” prensibi ile sonuçlanmalıdır. Her iki tarafında kazandığı bir sonuç hedeflenmelidir. Bir taraf kaybederse, daha sonra kaybeden taraf bunun intikamını almak isteyecektir.

Öfkemizin kontrol edemeyeceğimiz bir seviyeye gelmişse; kırılmalara sebebiyet verecek şiddetli öfke deşarjı daha sonra pişmanlık yaratabilir. Bu tip durumlarda rahatlatıcı birkaç uygulama kendimizi iyi hissetmemizi sağlayacaktır.

Rahatlama Önerileri

Öfkenizi yazarak deşarj edebilirsiniz. Durum uygunsa, bir kağıt, kalem alıp yazmayı deneyin.Üç eşit çizgi ile kağıdıüç bölüme ayırın; birinci bölüme, öfkenize neden olan olayı yazın.

İkinci bölüme; olay karşısında oluşan his ve düşüncelerinizi yazın. Son bölüme de cevabınız veya çözümünüzü yazın. Yazmanın duygularınızı sağaltığını ve rahatladığınızı hissedeceksiniz.

 

Ortamı değiştirmek; bulunduğunuz ortamdan farklı bir ortama geçmeye çalışın. Yürüyüş yapmak iyi gelebilir.Sayı saymak;1’ den 10’ a kadar rakamları zihninizde canlandırarak sayın. Çevrenizde ki sadece eşyalara bakarak odaklanma sağlayın.Nefes egzersizleri; ortamda kalınmışsa, nefes çalışması yapılabilir. Nefes egzersizi uygulaması için; rahat bir yerde oturulmalıdır. Nefes alışlarında diyaframdan karın dışarı doğru itilerek doldurulur. Daha sonra alınan nefes yavaşça dışarı verilirken karın içe doğru çekilir. Nefesler burundan alınır ve ağızdan verilir. Nefes alışlarında 4’ e kadar sayarak derin nefes alınır. Alınan nefes 3’ e kadar sayılarak tutulur. Tutulan nefes 4’ e kadar sayılarak verilir. Bu uygulama 6-8 kez tekrarlanır. Egzersiz bittikten sonra oluşan rahatlama hissedilecektir. Güvenli ortam imgelemesi;Rahat edeceğiniz bir yere oturarak, kendinizi güvende ve mutlu hissettiğiniz bir yerde olduğunuzu zihninizde canlandırın. Burayı düşündüğünüzde içinizde sakinlik ve huzur oluşacak bir yer seçilmelidir (kuş sesleri olan bir orman veya güzel bir kumsalı olan deniz kıyısı hayal edilebilir).

Rahatlama önerilerinden bir veya bir kaçını kullanarak kendinizi sakinleştirmeyi başardığınız da,

Konuyu tekrar gözden geçirmek sizin için faydalı bir bakış açısı geliştirmenizi sağlayacaktır.

Öfke durumunda ortada en az iki kişinin mutsuzluk yaşamasına neden olan bir durum söz konusudur. Bu açıdan hak aramak kişi için ne kadar önemliyse; öfke ile yaşanan mutsuzluk neticesinde ortaya çıkan konfor ve ilişiklerin bozulması durumunu da düşünerek davranmalıyız.

 

Öfke ve Öfke Kontrolü yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.renkpsikoloji.com/ofke-ve-ofke-kontrolu/feed/ 0
Korkular https://www.renkpsikoloji.com/korkular/ https://www.renkpsikoloji.com/korkular/#respond Wed, 24 Feb 2016 01:09:55 +0000 http://www.renkpsikoloji.com/?p=176 Korkular “Korku, bazen ayaklarımıza kanat takar, bazen de ayaklarımızı yere çiviler.” Montaigne Yukarıdaki sözlerin sahibi, Fransız ünlü düşünür Montaigne katılmamak mümkün değil. Korkularımız bizi bazen güdüleyerek harekete geçirir. Bazen de kendimizi çaresiz hissetmemize, kendimizi sınırlayarak, hareketlerimizi kısıtlamamıza neden olurlar. Korkunun tanımı ile ilgili olarak; TDK, Türk Dil Kurumu,isim ve ruh bilimi başlığında iki şekilde tanımlamıştır.Tanım...

Korkular yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Korkular

“Korku, bazen ayaklarımıza kanat takar, bazen de ayaklarımızı yere çiviler.” Montaigne

Yukarıdaki sözlerin sahibi, Fransız ünlü düşünür Montaigne katılmamak mümkün değil. Korkularımız bizi bazen güdüleyerek harekete geçirir. Bazen de kendimizi çaresiz hissetmemize, kendimizi sınırlayarak, hareketlerimizi kısıtlamamıza neden olurlar. Korkunun tanımı ile ilgili olarak; TDK, Türk Dil Kurumu,isim ve ruh bilimi başlığında iki şekilde tanımlamıştır.Tanım içerisinde korkunun kişide yarattığı fiziksel değişimlere de yer verilmiştir.İsim: Bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında duyulan kaygı, üzüntü (duygusal tepki) Ruh bilimi: Gerçek veya beklenen bir tehlike ile yoğun bir acı karşısında uyanan ve coşku, beniz sararması, ağız kuruması, kalp, solunum hızlanması vb. belirtileri olan veya daha karmaşık fizyolojik değişmelerle kendini gösteren duygu (duygusal tepki)

Sağlıklı korku nedir?

Beynin amigdala bölgesinin, tehlike anlarında verdiği savaş yada kaç tepkisi canlıların ayakta kalabilmelerini sağlayan doğal bir tepkidir. Burada korku ile ilgili olarak; kişi normale göre, aşırı bir alarm durumunda ise bu durum kişinin günlük yaşamını olumsuz etkileyerek işlevselliğini bozacak noktaya gelir. Bu duruma göre korkularımızı değerlendirmek gerekir.

Korkular Nasıl Oluşur?

Dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren, dört yaşına kadar içgüdüsel korkularımız olur. Burada korku yaratan şey yüksek sestir. Yüksek ses duyan bebek korkar ve sıçrayarak tepki verir. Bunun dışındakiler, öğrenilen korkulardır. Korkuları zamanlasosyalleşme sürecinde öğreniriz. Aslında korktuğumuz şeylerin çok azında gerçeklik payı vardır.Bir çok korkumuzun nedeni; birkez yaşanan olumsuz bir durumu genelleştirmemiz neticesinde oluşmuş korkular olabilir.

Korkunun türleri nelerdir?

Kişinin yaşam kalitesini etkileyecek düzeyde olan;patalojik korku olarak değerlendirilen durumlar fobi olarak tanımlanmaktadır. Korku sebebiyle kişi kendine yönelir ve korkularından dolayı kaçınma davranışları ortaya çıkar. Bu durum kişide işlevselliği bozacak bir noktaya ulaşabilir. Kişinin korkmaması gereken bir durum olduğunu bildiği halde; belirli bir nesne ya da belirli bir duruma yönelik korku geliştirmesidir. Psikolojide fobiler üç başlıkta değerlendirilmektedir. Agora fobi; aniden ortaya çıkan panik benzeri belirtilerin yaşanmasıdır. Yardım sağlanamayacağı ya da kaçamayacağını düşündüğü yerlerden kaçınmaya yönelik bir korku söz konusudur. Özgül fobiler; spesifik durumlara özgü korkulardır. Kedi korkusu, yükseklik korkusu, asansör korkusu v.b. korkuları içerir. Sosyal Fobi; Topluluk önünde konuşmak, bir etkinlikte bulunmak korku yaratır. Yeni bir sosyal çevre içerisinde bulunulduğunda aşağılanma ve ayıplanma korkusu yaşanır. Bundan dolayı kişi yeni sosyal çevrelerde bulunmaktan kaçınır. Korkuların başlangıç dönemi nedir?
Çocukluk ve yetişkinlik dönemlerinde korkular oluşabilmektedir. Patolojik korku olarak sınıflandırılan fobik korkuların başlangıcı; bireyin çocukluk dönemine denk gelmektedir. Ayrıca trafik kazası veya deprem gibi travmatik yaşam deneyimlerinden sonrada korkular başlayabilmektedir.

Korku ile Kaygı arasındaki fark nedir?

Bir korku varsa bu korkuya sebep olan bir neden ve kaynaktan da söz edilebilir.Fakat, bireyin yaşadığı anksiyete veya huzursuzluk halinde ise herhangi bir sebep veya belirli bir kaynak yoktur. Sadece kişide sebebi bilinmeyen psiko¬lojik bir gerginlik söz konusudur.

Terapi ile Fobiler (Korkular) tedavi edilebilir mi?

Fobik bozuklularda, EFT duygusal özgürleşme tekniği ve bilişsel-davranışçı psikoterapi yöntemleri ile de tedavide başarı oranı oldukça yüksektir.

Korkular yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.renkpsikoloji.com/korkular/feed/ 0
Mutlu Olabilmenin Yolu, Benlik Saygısından Geçer https://www.renkpsikoloji.com/mutlu-olabilmenin-yolu-benlik-saygisindan-gecer/ https://www.renkpsikoloji.com/mutlu-olabilmenin-yolu-benlik-saygisindan-gecer/#respond Wed, 24 Feb 2016 01:09:21 +0000 http://www.renkpsikoloji.com/?p=174 “Mutlu Olabilmenin Yolu, Benlik Saygısından Geçer” Yunus Emre bir şiirinde “Bir ben vardır bende benden içeri” demiştir. Bu ifade ile bizi biz yapan görünmez ama var olanı ifade eder.Kişinin birey olarak varoluşunu, doğasını, özelliklerinin tümü benlik olarak ifade edilir. Benlik kavramının oluşmaya başlaması çok erken dönemlere dayanır. Benlik kavaramı; bireyin çevresinden aldığı olumlu geri bildirimler...

Mutlu Olabilmenin Yolu, Benlik Saygısından Geçer yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
“Mutlu Olabilmenin Yolu, Benlik Saygısından Geçer”

Yunus Emre bir şiirinde “Bir ben vardır bende benden içeri” demiştir. Bu ifade ile bizi biz yapan görünmez ama var olanı ifade eder.Kişinin birey olarak varoluşunu, doğasını, özelliklerinin tümü benlik olarak ifade edilir. Benlik kavramının oluşmaya başlaması çok erken dönemlere dayanır. Benlik kavaramı; bireyin çevresinden aldığı olumlu geri bildirimler ile beslenerek gelişir. Benlik sürekli olarak kişinin kendisi ve çevresi ile etkileşim halindendir. Bireyin kendisi ile ilgili algılarını içermektedir.Benlik gelişimi bireyin yaşamı boyunca devam eden etkin bir süreçtir.

Benlik bireyde neyi ifade eder?

Bireyin sahip olduğu benlik kavramını tanımlayabilmesi için kendisine bazı sorular sorması ve bu sorulara samimi yanıtlar vermesi gerekir.Ben neyim? Kendimi nasıl buluyorum? Çirkin, güzel, akıllı, akılsız, yakışıklı, yetenekli, sıkıcı, konuşkan gibi. Amaç ve hedefiniz nedir? Kendinize ne değer biçiyor, kendinizi nasıl görmek istiyorsunuz? Toplumsal statü, rol ve saygınlığınızı nasıl görüyorsunuz? Ne yapabilirim? Neleri iyi yaparsınız? İyi futbol oynarım, çok fazla kitap okurum, insanlar benimle iyi vakit geçirir, problemler karşısında pratik çözümler üretirim, çalışkanımdır, güven veren bir yapıya sahibim vb.. Değer yargılarınız, inançlarınız, doğru ve yanlışlarınız nelerdir? Benliğimiz ile ilgili değerlendirmelerde; sahip olduğumuz fiziksel özelliklerimiz, yetenekler, kimliğimiz, rollerimiz veya doğruluğu hemen kanıtlanamayacak soyut yönleri de içerir. Ben zekiyim, güzelim, çirkinim, sevilmiyorum, beceriksizim, değersizim gibi.. Kısaca benlik kendimizle ilgili her şeyi kapsar. Zihnimizde kendimizle ilgili nasıl bir benlik algısı yaratırsak, seçimlerimiz, ilişkilerimiz, davranışlarımız, mutluluk veya mutsuzluk tüm seçimlerimiz buna göre şekillenir. Benliğimiz sürekli bir değişim halinde olması sebebiyle günden güne değişebilir.

Benlik nelerden oluşur?

Birey olarak sahip olduğumuz eşyalar benliğinizin bir parçası değildir. Benlik, varlığımızla ile ilgili duygularımız ve tutumlarımızı içerir. Nesneler veya kişiler bağımsız varlıklardır. Ancak onlarla birey olarak ilişki kurabiliriz.

Gerçek Benlik ve İdeal Benlik nedir?

Gerçek Benlik; Bireyin kendisine yönelik doğru şekilde algılamalarıdır. Sahip olduğu yeteneklerin bilişsel ve fiziksel özelliklerin tam olarak farkında olmasıdır. Ben kimim? Ben neyim? Ben ne yapabilirim? sorularına verilen cevaplar gerçek benliği ifade eder.İdeal Benlik; Olmak istenen, hedeflenen, istek ve arzularıdır. Birey bu hedeflerine ulaştığında kendini iyi hissedecektir. Bireyin kendisini en iyi hissedeceği gerçekleştirme arayışında oldukları ise ideal benliği oluşturur. Bu arayışa yönelik sorular ise; Benim için neler değerlidir? Hayattan ne bekliyorum? Hayatta ne istiyorum? Sorularına verilen cevaplar ideal benliktir. Bireyin mutlu olabilmesi için ideal benlik ile gerçek benliği arasında büyük bir uçurum olmaması gereklidir. Gerçek benlik ve İdeal benlik tutumları arasında denge ve uyum aranır.

Benlik saygısı ve etki alanları nelerdir?

Benlik saygısı, zorluklarla başa çıkabilme, mutlu ve doyumlu bir yaşam için gereklidir.
Kişi sahip olduğu benlik algısının sonucu olarak, kendisine yönelik benlik saygısı geliştirir.
Benlik saygısı, kişinin kendisi ile ilgili, olumlu ve olumsuz tutumudur. Kişinin kendine yönelik analizi sonucunda oluşan çıkarsamalar ile birlikte oluşan yargı, kişinin benlik saygısının düzeyi konusunda belirleyici faktör olmaktadır. Benlik saygısı, kişinin kendi benlik kavramına ilişkin vardığı değerlilik yargısıdır.
Benlik saygısı etkisi ise; kişinin düşünceleri, ifadeleri, ilişkileri ve seçimleri ile tüm davranışlarını etkileyen soyut bir özelliktir. Bireyin yaşam serüvenin de bulunduğu noktayı belirleyen bir unsurdur. Benlik saygısı yüksek olan bireylerin zorluklar karşısında ayakta kalabilmek ve mücadele edebilmektedirler. Akademik, iş, özel hayatlarında iç motivasyonları yüksek başarı odaklı bireyler oldukları çalışmalarda tespit edilmiştir. Benlik saygısı kendimizi saygın ve değerli hissetmemizi sağlar. İç huzur ve ahenk için gereklidir. Birey olarak mutlu olabilmemiz için önemli bir etkendir.

Düşük Benlik Saygısı= Kişinin Kendini Küçümsemesi

Düşük benlik saygısı ile birlikte kişilerde bilişsel çarpıtmalara yol açan genellemeler bilinçte yer etmiştir. Bu genellemeler ile sosyal çevresindekilerin davranışlarını,konuşmalarını değerlendirir. Bilişsel çarpıtmalara dayalı genellemeler ile yapılan yanlış değerlendirmeler dolayıkişi de duygusal kırılmalar yaşanır.Düşük benlik saygısını bireye sık, sık yaşattığı olumsuz duygular ise; Kaygı, Suçluluk Duygusu, Mahçup olma, İncinme, Sağlıksız Öfke duygularıdır.
Düşük benlik saygısı kişiye sürekli bir hedefe ulaşma ve ulaştığı noktada mutlu olamama hissini de yaşatır. Bu durumda birey, ulaştığıve bulunduğu yerlerden mutlu olmaz. Sürekli beklentilerimizin karşılanmadığını hisseder. Kendisini çoğunlukla değersiz bulur kendisine ve diğer insanlara karşı nefret hisseder.

Düşük Benlik Saygısı = Kişinin Kendini Küçümsemesi Etki Alanları?

Sosyal çevre ile olan tüm ilişkilerde kişi üzerinde olumsuz etkisi vardır.Bireyin diğer insanları yeterli görürken, kendisini yetersiz hissetmesine neden olur. Sürekli yeterli gördüğü kişilerin görüşlerini, doğru veya yanlış değerlendirmesine tabi tutmadan kendine rehber edinip, kendi fikirlerini önemsemez. Çevresinden sürekli ilgi bekler, bu ilgiyi alabilmek adına diğer kişileri olduğundan yüceltir. Bulunduğu sosyal ortamlarda kendisini mahcup hissedip onaylanmadığını ve sevilmediğini hisseder. Memnun etmek adına sürekli çaba içerisine girerek, kendi arzularını öteler. Bu durumda kaygılı bir ruh hali yaratacaktır.

Mutlu Olabilmenin Yolu, Benlik Saygısından Geçer yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.renkpsikoloji.com/mutlu-olabilmenin-yolu-benlik-saygisindan-gecer/feed/ 0